Ramazan ayıyla birlikte dayanışma ve paylaşma kültürünün zayıfladığını ifade eden Şanlı, “Eskiden komşular birbirini iftara davet ederdi, bugün birçok emekli bırakın davet etmeyi, evine misafir çağırmayı dahi düşünemiyor” dedi. Eskişehir’de en düşük kira bedelinin 10–15 bin lira seviyesinde olduğunu hatırlatan Şanlı, 20 bin lira maaş alan bir emeklinin temel giderlerini karşılamasının mümkün olmadığını vurguladı. Bayram ikramiyelerinin 2018’den bu yana ciddi değer kaybına uğradığını dile getiren Şanlı, gelir dağılımındaki adaletsizliğe dikkat çekti.
Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şubesi Başkanı Ali Paşa Şanlı şu ifadeleri kullandı:
“Ramazan ayında komşular mutlaka birbirlerini iftara davet eder, misafir ederdi. Bu gelenek artık neredeyse tamamen ortadan kalktı. Her ne kadar şu anda iktidarda bulunan Cumhurbaşkanı ve bakanlar kamuoyuna yönelik, göstermelik iftar sofralarına katılıyor gibi görünseler de artık komşu komşuyu iftara çağıramıyor. Çünkü ciddi bir ekonomik çöküntü içindeyiz.
Bu açıdan baktığımızda, 20 bin lira maaş alan bir insanın Eskişehir’de en düşük kira bedeli 10–15 bin lira civarındadır. Kişi maaşının 10 bin lirasını kiraya verdiğinde, kalan 10 bin lirayla yaşamını sürdürmesi mümkün değil. Emekliler haftalık semt pazarına alışverişe çıkıyor. Ortalama haftalık harcama 1.250 lira olsa, ayda 5 bin lira yapar. Eğer kirada oturuyorsa ve 10 bin lira kira ödüyorsa, toplam gideri 15 bin liraya ulaşır. Elektrik, doğal gaz ve su faturaları da eklendiğinde bu maaşın yetmesi imkânsızdır. Demek ki 20 bin liranın üzerinde geliri olanlar bir şekilde harcama yapabiliyor; ancak birçok emekli bunu da yapamıyor. Yerel pazarlarda da görüldüğü gibi, özellikle geç saatlerde pazara gidip tezgâhlardan arta kalanları toplamaya çalışan büyük bir kesim var. Eskişehir’de durum gerçekten böyle.
Son maaş düzenlemelerine baktığımızda, 5510 sayılı yasa ile 2008 yılından itibaren “kök maaş” uygulaması getirildi. O dönemde insanlar bunun farkına varmadı; ancak bu uygulamanın emekli maaşlarını aşağı çekeceği belliydi. Ekonomik şartlar o zamanlar bu kadar zor olmadığı için kimse bunu hissetmedi. Emekli maaşının asgari ücretin altında olmayacağına dair yasal güvence kaldırılınca, kök maaş uygulaması nedeniyle bugün yaklaşık 5 milyona yakın emeklinin maaşı 10–20 bin lira lira arasında kaldı. İktidar, oluşan yoğun tepki nedeniyle en düşük maaşı 20 bin liraya çıkarmak zorunda kaldı.
Bu durum şu anlama geliyor. Kök maaşı 10 bin lira olan bir emekliye 10 bin lira artış yapılıyor ancak 20 bin liranın biraz üzerinde maaş alan bir emekli bu artıştan yararlanamıyor. Bu da adaletsiz bir uygulamaya yol açıyor. İktidar her ne kadar yeni düzenlemeler yapılacağını söylese de bu düzenlemeler geçmişteki hak kayıplarını telafi etmeyecektir. Bu nedenle emeklilerin örgütlenmesi önemlidir.
Son günlerde bayram ikramiyeleriyle ilgili de bir gelişme var. 2018 yılının Haziran ayında Ramazan Bayramı için ilk ikramiye ödendi. O dönemde öneri muhalefetten gelmişti ve iktidar başlangıçta karşı çıkmış, ancak sonunda 1000 lira ödeme yapmıştı. O tarihte dolar kuru 4,4 liraydı. 1000 lira yaklaşık 227 dolara denk geliyordu. Bugünkü kur üzerinden hesaplandığında bu tutar yaklaşık 10000 liraya karşılık geliyor. Yani ciddi bir değer kaybı söz konusu.
Ekmek üzerinden hesaplayalım. 2018’de ekmek 1 lira 25 kuruştu. 1000 lirayla 800 ekmek alınabiliyordu. Bugün Eskişehir’de ekmek 15 lira. Ona da yakında zam gelecekmiş. 800 ekmek yaklaşık 12 bin lira yapıyor. Simit hesabı da benzer şekilde çarpıcıdır. O dönemde simit 1,5 liraydı ve 1000 lirayla yaklaşık 666 simit alınabiliyordu. Bugün simit 20 lira olduğuna göre bu tutar yaklaşık 13 bin 320 liraya denk geliyor.
Altın üzerinden bakarsak. 2018’de gram altın 192 liraydı. 1000 lira ile yaklaşık 5,2 gram altın alınabiliyordu. Bugün gram altın 7 bin 500 lira seviyesinde. Aynı miktar altın yaklaşık 39 bin liraya karşılık geliyor. Bu da alım gücündeki düşüşü açıkça gösteriyor. O dönemdeki 1000 liralık ikramiyenin bugünkü alım gücünü koruyabilmesi için en az 10-12 bin lira olması gerekir. Ancak muhtemelen 5 bin ya da en fazla 6 bin lira seviyesinde kalacaktır. Emekliler zor durumda oldukları için bunu bile umutla bekliyor; hiç olmazsa bazı ihtiyaçlarını karşılayabilmek için.
Ramazan ayındayız ve iftar programlarını takip ediyoruz. Belediyelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve siyasi partilerin düzenlediği iftarlara katılanların büyük çoğunluğunu emekliler oluşturuyor. Bir öğün sıcak yemek yiyebilmek için bu organizasyonlara katılıyorlar; çünkü evlerinde o imkânı bulamıyorlar. Ramazan ayını adeta bir fırsat, bir destek dönemi olarak görüyorlar. Oysa adaletli bir gelir dağılımı olsaydı bu iftar çadırlarına ihtiyaç duyulmazdı. 15–20 yıl önce böyle bir tablo yoktu. Emeklinin alım gücü vardı. 2002–2010 yılları arasında emekliler birbirlerini iftara davet edebiliyor, rahatça misafir ağırlayabiliyordu. Bugün ise birçok emekli komşusunun davet etmemesini diliyor; çünkü karşılık veremeyeceğini düşünüyor. Ulaşım masrafını bile hesaplayarak kendisine en yakın noktadaki iftara gitmeye çalışıyor.
Ülkeyi yönetenler bu tabloyu bilmiyor mu? Elbette biliyorlar. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde tüm yetki Cumhurbaşkanı’ndadır. İstenirse gelir dağılımında adalet sağlanabilir. Açlık sınırı ve yoksulluk sınırı verileri ortadadır. Açlık sınırı 43 bin lirayı, yoksulluk sınırı ise 105 bin lirayı aşmıştır. Bu rakamlar açıkça ortadayken gerekli düzenlemeler yapılabilir. Ancak bu yönde bir irade olmadığı görülmektedir.”
