Eskişehir Hayvan Hakları Platformu üyesi Elif Giray, sokaktan toplanarak barınaklara götürülen kedi ve köpeklerin yaşam koşullarına ilişkin kamuoyuna çağrıda bulundu. Barınakların şeffaf şekilde ziyaret edilmesi gerektiğini belirten Giray, hayvanlara yönelik kullanılan dilin de toplumsal algıyı etkilediğini ifade ederek, “Hiçbir canlı, insana faydası olup olmadığı üzerinden değerlendirilmemelidir. Yaşam hakkı her canlının doğuştan hakkıdır” dedi.
Eskişehir Hayvan Hakları Platformu üyesi Elif Giray şu ifadeleri kullandı:
“Sokaktan toplanarak barınaklara götürülen kedi ve köpekler o yaşam alanlarında gerçekten iyi koşullarda bakılıyor mu? Karınları doyuyor mu, oyun oynayabiliyorlar mı, mutlu olabiliyorlar mı?
Hafta sonları ailenizle hayvanat bahçesine gitmek elbette keyifli olabilir. Peki bu hafta programınızda küçük bir değişiklik yapıp Odunpazarı ve Tepebaşı barınaklarını ziyaret etmeyi düşünür müsünüz? Oradan ayrılırken yüzünüzde bir gülümseme mi olacak, yoksa gözleriniz dolarak mı çıkacaksınız?
Sosyal medyada “başıboş köpek”, “başıboş kedi” ifadelerini görmekten yorulduk, incindik. Bir köpeğin sırtına çanta takıp içine kitap, defter, kalem koyarak “Zihin açıklığı versin” mi diyeceğiz? Bir çocuk okula gider, eğitim hayatını tamamlar. Bir köpeğin ise yaradılışından gelen bir yaşam hakkı vardır. Eğitildiğinde arama kurtarmada, kadavra aramada, asayişte, operasyonlarda, uyuşturucu tespitinde, yangın belirlemede, çay ve tütün ürünlerinin kontrolünde, depremde enkaz altındaki bir sesi bulmada insanlığa hizmet edebilir. Hiçbir şeye ya da hiç kimseye nokta kadar faydası olmasa bile yaşam hakkı saklıdır; yaşamalıdır.
Seçim dönemi geldiğinde; parklara kedi ve köpek evleri yapanlara, Eskişehir’de hem insanlar hem de hayvanseverler için ağaçlandırma çalışmaları yürütenlere, kedi ve köpek köyleri kuranlara ve emek verenlere oy vereceğiz.
Köpeklerin park ve bahçelerin, kalabalık alanların, özel mülklerin ve müze gibi kurumsal mekânların korunmasında rol aldığını biliyoruz. Bu kadar tecrübeden sonra güvenlik ihtiyacının robot köpeklerle karşılanmamasını umuyoruz. Çünkü hem görüntü olarak ürkütücü hem de mekanik bir sistemin nasıl tepki vereceğini, ne zaman saldırabileceğini öngörmek mümkün değildir.
Yerel ve ulusal medyanın doğa ile insan yaşamı arasında bir köprü görevi gördüğünü hatırlatmak isteriz. Basının, ilköğretimden akademiye kadar süren eğitimin ardından adeta bir okul gibi değerli ve yön gösterici olduğunu bilmesini isteriz.
Türk milleti varoluşundan beri atı sever, ata biner. Bahçesinde kedi, köpek, kuzu, keçi, tavuk, horoz bulunur. İnsan ve hayvan sevgisi kültürümüzde ve mayamızda vardır. Nasıl ki hasta genler kapanıp sağlıklı genler açılabiliyorsa, biz de özümüzü ve kim olduğumuzu hatırlayıp iyilik genlerimizi açacağız.
Eğer insana, yaratılan tüm varlıklar arasında üstün olma şerefi verildiyse; insan bu üstünlüğünü dağların, taşların, toprağın ve ağaçların hayrına, iyiliğe ve neslin devamına hizmet edecek şekilde kullanmalıdır.”


















